Zikredilir ki, Hatemî Zahid Hazretleri bir gün, Âsım İbn-i Yusuf Hazretlerinin huzuruna vardı.
Âsım ona dedi ki : ‘’ Ey Hatem ! Namazı güzel kılıyormusun ? ‘’
Hatemî : ‘’ Evet ‘’ dedi.
Âsım : ‘’ Nasıl kılıyorsun ?‘’ diye sordu .
Hatemî : Namaz vakti yaklaştıgı zaman, abdestimi güzelce alırım.Sonra namaz kılacagım yere yerleşirim.Hatta bütün uzvum, bende karar bulur. İki kaşımın arasında Ka’beyi görürüm. Maka-mım ( Kabrim ) önümde,Cenab-ı Allah, üzerimde ve kalbimde olanları bilmektedir.Sanki ayaklarım sırat köprüsünün üzerinde-dir. Cennet sagımda, Cehennem solumdadır. Ölüm melegi ( Azrail Aleyhisselam ) arkamda durmaktadır.
Bu namazı son namazım olarak zann ( ve kabul ) edip Allahu Ekber. Diyerek ihsan ile ( yani Cenâb-ı Allâh’ı görür gibi, tekbir alırım. Kıraatı ( Fatiha ve zammı sureleri ) tefekkür ile ( yani manalarını düşünerek ) okurum. Tevazu ile rüku’a egilirim. Tazarru ile secde ederim. Sonra namazı tamamladıgımda otururum. Ümitle teşehhüdü okurum. Dil üzerine selam veririm, sonra , ihlas için selam veririm. Böylece korku ile ümit arasında namazımı kılarım. Sonra sabr’a dayanırım.
Sonra Âsım sordu :
‘’ Ey Hatemî ! Senin namazın hep böyle mi ? ‘’
Hatem^; :
‘’ Ta otuz yıldan beri namazım bu şekildedir.’’ Dedi.
Âsım ağlamaya başladı. Ve :
‘’ Ben hayatımda asla böyle bir namaz kılmadım.’’ Dedi.
Kaynak : Ruhul beyan tefsiri cilt 1 – sahife 140
Devamı için Tıklayın..
7/01/2009
5/27/2009
Tevbe - istiğfar - zikir
Necmüddin Kübra k.s. der ki: İki zikir bir yerde bulunmaz. Devamlı dünya varlıklarını zikir ve dert eden kimse, Allah’ı gerçek manada zikredemez. Allah’ın zikrine dalan kimse de kalbini dünya ile meşgul etmez. Hz. Peygamber s.a.v. devamlı Allahu Tealâ’yı zikrederdi. Peygamberlerin ve velilerin normal işleri de zikir sayılır. Çünkü, onların bütün davranış ve işleri Hak ile olur, hak ölçülere uyar. Zikirden gaye, kalbin Allah ile huzur bulmasıdır.” (Tasavvufî Hayat)
Arifler, zikrin fayda vermesi için kalbin günah kirlerinden uzak ve temiz tutulmasını gerekli görmüşlerdir. Çünkü her bir günah kalbin üzerine siyah bir nokta olarak çöker. Bu siyahlıklar tevbe, istiğfar, zikir ve salih amellerle temizlenmezse kalbi kapatır, karartır ve katılaştırır. Böyle bir kalp ölmüş gibi gaflet içinde kalır. İbadetten zevk almaz. Ne yapsa taklitte kalır. Bu kalbin özel bir terbiye ve tedaviden geçmesi lazımdır. Onu uyandıracak ilâhi bir sevgiye ve feyze ihtiyacı vardır. Günümüzde bir çok müslüman kalbini ihmal edip gafletine bir çare aramadığı için, Allah dostlarının yaşadığı güzellikleri hiç tatmadan ölür gider. Halbuki kalbimiz Rabbimiz için tahsis edilmiş çok özel bir yerdir.
Her mümin, kalbinin durumunu, nefsinin hallerini, Rabbi ile arasındaki hukukunu kontrol için günün belirli saatlerini ayırmalıdır. Amellerinin günlük muhasebesini yapacağı bir vakti olmalıdır. Midesinin hakkı olduğu gibi, kalbinin de hakkı ve görevi olduğunu kabul etmelidir. Midesi gibi kalbin de bir gıdaya ihtiyacı olduğunu düşünüp, en münasip saatleri zikir için tahsis etmelidir. Kalbine bu şekilde vakit ayırmayan bir kimse, sadece günlük olarak kıldığı beş vakit namaz ve haftada bir okuduğu Kur’an tilâvetiyle kalbini diriltemeyeceğini, nefsini terbiye edemeyeceğini, Yüce Allah’ı çokça zikredenlerden olamayacağını bilmelidir.
( Alıntıdır )
Devamı için Tıklayın..
Arifler, zikrin fayda vermesi için kalbin günah kirlerinden uzak ve temiz tutulmasını gerekli görmüşlerdir. Çünkü her bir günah kalbin üzerine siyah bir nokta olarak çöker. Bu siyahlıklar tevbe, istiğfar, zikir ve salih amellerle temizlenmezse kalbi kapatır, karartır ve katılaştırır. Böyle bir kalp ölmüş gibi gaflet içinde kalır. İbadetten zevk almaz. Ne yapsa taklitte kalır. Bu kalbin özel bir terbiye ve tedaviden geçmesi lazımdır. Onu uyandıracak ilâhi bir sevgiye ve feyze ihtiyacı vardır. Günümüzde bir çok müslüman kalbini ihmal edip gafletine bir çare aramadığı için, Allah dostlarının yaşadığı güzellikleri hiç tatmadan ölür gider. Halbuki kalbimiz Rabbimiz için tahsis edilmiş çok özel bir yerdir.
Her mümin, kalbinin durumunu, nefsinin hallerini, Rabbi ile arasındaki hukukunu kontrol için günün belirli saatlerini ayırmalıdır. Amellerinin günlük muhasebesini yapacağı bir vakti olmalıdır. Midesinin hakkı olduğu gibi, kalbinin de hakkı ve görevi olduğunu kabul etmelidir. Midesi gibi kalbin de bir gıdaya ihtiyacı olduğunu düşünüp, en münasip saatleri zikir için tahsis etmelidir. Kalbine bu şekilde vakit ayırmayan bir kimse, sadece günlük olarak kıldığı beş vakit namaz ve haftada bir okuduğu Kur’an tilâvetiyle kalbini diriltemeyeceğini, nefsini terbiye edemeyeceğini, Yüce Allah’ı çokça zikredenlerden olamayacağını bilmelidir.
( Alıntıdır )
Devamı için Tıklayın..
Labels:
Hikmetli Sözler
4/28/2009
"İçki Yasağı" Anketi
Birileri İstanbul'daki Belediyelerin sosyal tesislerinde içki yasağından mutsuz oldukları için, içki yasağının kaldırılması için nabız yoklaması ve anketler yapıyorlar...
Tabi, içkiyi seven, önem veren kendi yandaşları da aşağıdaki linkleri tıklıyor ve kendi taleplerini bildiriyor... Oysa oralarda içki olsa önünden geçmeyeceklerin haberleri bile yok birilerinin yaptıkları anketlerden. Çoğunluk içki serbestisi istiyor görünüyor...
Sizden çok özel ricamdır... Lütfen aşağıdaki linki tıklayınız. Mail Grubumuzun yarısı bir tıklama yapsa oranlar altüst olur inşAllah...
http://anket.ekolay.net/1/753/Istanbul_Buyuksehir_Belediyesine_ait_sosyal_tesislerde_icki_yasagi_uygulamasi.aspx
Hadi görelim kardeşler asıl sonuçlar nasıl olmalıymış ...
Kaynak: minare.net/forum
Devamı için Tıklayın..
Tabi, içkiyi seven, önem veren kendi yandaşları da aşağıdaki linkleri tıklıyor ve kendi taleplerini bildiriyor... Oysa oralarda içki olsa önünden geçmeyeceklerin haberleri bile yok birilerinin yaptıkları anketlerden. Çoğunluk içki serbestisi istiyor görünüyor...
Sizden çok özel ricamdır... Lütfen aşağıdaki linki tıklayınız. Mail Grubumuzun yarısı bir tıklama yapsa oranlar altüst olur inşAllah...
http://anket.ekolay.net/1/753/Istanbul_Buyuksehir_Belediyesine_ait_sosyal_tesislerde_icki_yasagi_uygulamasi.aspx
Hadi görelim kardeşler asıl sonuçlar nasıl olmalıymış ...
Kaynak: minare.net/forum
Devamı için Tıklayın..
Labels:
Haber Dünyası
4/17/2009
Saadete Ulaştıran Yol
Saadete Ulaştıran Yol; Sünneti Yaşamak
Hz. Muhammed (sas)'e ilk ayetin gelmesi ile O'nun peygamberlik vazifesi başlamış oluyordu. Bu anda O'nun tek başına olduğunu görüyoruz. Yani o tarihte dünya üzerinde Müslüman adedi birdir ve İslam toprakları Peygamber'imizin ayağını bastığı yer kadardır.
On sene sonrasına göz attığımızda Müslümanların sayısı artmış, İslam toprakları hatırı sayılır derecede genişlemiştir. Şayet her on senenin bir haritasını çizmek gerekirse görülecektir ki, bir asır içinde, bir yandan Müslümanların sayısı artarken, öte taraftan İslam toprakları genişlemiş, devlet hazinesi de o ölçüde dolmuştur.
Meselenin maddî yönü böyle iken manevî yönüne el atıldığında daha çok dikkatimizi çekecek hallerle karşılaşıyoruz;
Düşmanların dost, hırsızların doğru, cahillerin âlim, pislerin temiz, kabilelerin devlet, kanunsuzların medenî ve değersiz kimselerin değer buldukları, tarihî bir hakikattir.
Bana göre çok kısa bir zamanda bir kişinin bu derece muvaffak olmasının sebepleri üzerinde araştırmak, Müslüman'ın vazifesidir.
Şunu unutmamalı ki; Peygamber'in yaptıklarını yapmak sünnettir. Aynı şartlar insanı aynı sonuca götüreceğine göre, Peygamber'i taklit edenler de Peygamber'in ulaştığı başarılara ulaşacaktır. Peygamber'i taklit etmenin, hele şu devirde zorlaştığı açıktır. Lâkin kıymetli şeylerin zorluklar karşılığı elde edildiği de herkes tarafından bilinmektedir. Cennet kıymetsiz bir şey olmadığı gibi ucuz da değildir.
Siyer kitaplarını okuyanlar bilirler ki, Resûlullah iki cihan serveri olmasına rağmen, Habibullah olmasına rağmen, pek çok eza ve cefalarla karşılaşmıştır. Zamanında açlık, yoksulluk, devamlı hareket halinde olma, yaralanma, yerinden yurdundan kovulma, ihanetler, suikastlar hepsi hepsi O'nun (sas) başına gelmiştir. O (sas) bütün bu hadiseler karşısında 'a güvenmenin ve sığınmanın gayreti içindedir ve devamlı İslam'ı yaşamanın, anlatmanın verdiği vazife şuuruna sıkı sıkıya bağlıdır.
Peygamberimiz, meseleyi bir noktada düğümlüyor:
" birdir, dünya ve ahiret saadeti O'na inanmaya bağlıdır."
Ben halen kendimi bu tebliğin karşısında hissederim. 'tan başka mabud edinmemek ve 'a inanmanın sonucu dünya ve ahiret saadetine ulaşmak... Bundan anlıyorum ki, 'a inanmakta ve sünnet-i seniyyeye ittiba etmekte, dünya saadeti gizlidir. Bu inanç saadet çekirdeği gibi gönlümüzde yeşermekte, en zor anlarda dahi içimizde bir tûba ağacı meyvelerini vermektedir. Dış dünyamızda kıyametler koparken içimizde hususi bir dünya bulunmaktadır ve biz, içimizdeki dünya hayatında mesut yaşamaktayız.
Şair diyor ki;
"Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde."
Biz saadetler içinde yüzen bir dünya bulamasak da saadet bizim içimizde.
Evet, iman ve sünnet-i seniyye baştan başa dermandır. Bu dermanın hangisi bizim derdimize şifa bilemeyiz.
Hekimoğlu İsmail
Devamı için Tıklayın..
Labels:
Muhammed Mustafa sav
2/22/2009
İmam Gazalî Hazretlerinden İnciler
İmam Gazalî -kuddise sirruh- (v. 1111)
Oğlum! Şu üç ibâdetinde mutlak sûrette kalbini teyakkuz hâlinde bulundur, aklın ve kalbin başka yerde olmasın! Bunlar, Kur'ân-ı Kerîm okurken, Rabbini zikrederken ve namaz kılarken. Bu üç hâlde bir an bile aklını ve gönlünü başka yere verme. Allâh'ın huzûrunda olduğunu unutma! Yoksa yönünü kıbleye çevirip de, aklın başka şeyler peşinde olursa, bunun değeri zaafa uğrar. Yönünü İslâm'ın doğduğu ilk mâbed olan Kâbe'ye, kalbini de Hazret-i Allâh'a bağla! Ayrıca âriflerden olmak istersen; sükûtun fikir, bakışın ibret ve dileğin tâat olsun. Zîra bu üç haslet, âriflerin alâmetidir.
Oğlum! Kul borcundan son derece sakın! Bir kuruş borç yüzünden, kabul olmuş pek çok ibâdetin sevabı gider. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, borçlu olarak ölenlerin namazını kılmazdı. Bundan maksadı, zengini merhamete getirip alacağını bağışlatmaktı. Mümin, borç yaparken fuzûlî yere borca girmez. Lâkin zarûreten borçlanırsa ve ödemek niyetiyle alırsa, Allâh Teâlâ ona yardımcı olur. Hattâ ödemenin gayreti içinde olup da borcunu ödeyemeden ölürse, kıyamette de Allâh yardımcısı olur.
Belâya da şükretmek lâzımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka belâ yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allâh, senin iyiliğini, senden daha iyi bilir. Şer zannettiğin çok şey vardır ki senin için hayırdır. Hayır zannettiğin çok şey vardır ki senin için şerdir. En selâmet yol, ilâhî takdîre râzı olman, her hâle şükür diyebilmendir.
Oğlum! Son derece dikkat edeceğin bir cihet varsa, o da kimler ile düşüp kalktığındır. Şunu iyi bil ki bir sepet sağlam elma, içindeki bir çürük elmayı sağlama çıkartamaz. Fakat bir çürük elma, hepsini çürütür. Bunun için dâima sâlihlerle düşüp kalk!
İyi arkadaş da, gül yağı satana benzer, ya satın alırsın, ya o sana biraz sürer veya hiç olmazsa yanında bulunduğun müddetçe güzel koku taşırsın. Kişi sevdikleri ile beraberdir. Dünyada kimi sever ve kim ile düşüp kalkarsan kıyamette onunla haşrolunursun. O hâlde ilmi ile amel eden âlimlerin ve sâlihlerin sohbetine devam et!
Oğlum! Hayatta her şey Allâh'ın taksîmi iledir. Allâh; kimini zengin, kimini yoksul, kimini sağlam, kimini sakat, kimini âlim ve kimini câhil kılmıştır. Dünyanın düzeni ancak böyle sağlanır. Kendinden düşük kimseleri gördüğün vakit, böbürlenip onları hakîr görme! Sen onların yerinde, onlar da senin yerinde olabilirdi. İşte bunu düşünerek yoksullar ile arkadaş ol! Onlara karşı dâima alçak gönüllü olmaya çalış! İnsanlık ve İslâmlık vakârını koru! Saadet ancak böyle elde edilir. Dünya ve âhirette huzur istersen, kimseyi incitme! Senden gencini gördüğün vakit; "Bunun günahı benden az", senden yaşlısını gördüğün vakit; "Bunun sevabı benden çok, bilmediğim tarafları ile benden daha fazîletlidir" düşüncesi ile onlara bak! Bir âlim gördüğünde; "Bunun ilmi var, kendisini kurtarır", senden câhilini gördüğünde; "Bu bilmez, Allâh onu bağışlar", diye düşün! Hattâ bir kâfir gördüğün vakit, son nefes belli olmadığından; "Allâh Teâlâ buna hidâyet nasip ederse, bütün günahları bağışlanmış ve tertemiz olarak ilâhî huzûra çıkabilir. Acaba benim son nefesim ne olur?" diye âkıbetini düşün! Kendini ne kadar tanır ve ne kadar düşük görürsen, Allâh katında o nisbette mevkî kazanırsın.
Oğlum! Elinden geldiği kadar din kardeşlerinin ihtiyaçlarını karşıla! Zîrâ Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Kim mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allâh Teâlâ da onun bir ihtiyacını giderir." (Buhârî, Mezâlim, 3)
Diğer bir hadîs-i şerîfte Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
"Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allâh Teâlâ da dünya ve âhirette onun ayıbını örter." (Müslim, Birr, 72)
Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermâyem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermâye, o kadar kıymetlidir ki, verilen her nefes, artık hiçbir şekilde ele geçmez. Nefesler sayılıdır ve azalmaktadır. O hâlde, nefeslerini iyi değerlendir ve bu fânî dünyâya yarın ölecekmiş gibi nazar et. Bütün azâlarını haramdan koru ve takvâya sarıl.
Allâh'ım! Ömrümüzü saadetle sona erdir. Rızâ-yı ilâhiyyene ve Cemâlullâha nâiliyet nasîb eyle! Sabah-akşam bizi âfiyetten ayırma! Takvâyı bize azık kıl, tevekkül ve güvenimizi sana yönelt! Bizi hak yolda sâbit kıl! İbâdete lâyık ancak Sen'sin. Sen'i noksan sıfatlardan tenzîh ederim. Sana lâyıkıyla kulluk edemediğim için zâlimlerden oldum.
Hamd, âlemlerin Rabbi Allâhu Teâlâ'ya; salât ü selâm, Fahr-i Cihân Efendimiz Muhammed Mustafâ'ya olsun!
Devamı için Tıklayın..
Oğlum! Şu üç ibâdetinde mutlak sûrette kalbini teyakkuz hâlinde bulundur, aklın ve kalbin başka yerde olmasın! Bunlar, Kur'ân-ı Kerîm okurken, Rabbini zikrederken ve namaz kılarken. Bu üç hâlde bir an bile aklını ve gönlünü başka yere verme. Allâh'ın huzûrunda olduğunu unutma! Yoksa yönünü kıbleye çevirip de, aklın başka şeyler peşinde olursa, bunun değeri zaafa uğrar. Yönünü İslâm'ın doğduğu ilk mâbed olan Kâbe'ye, kalbini de Hazret-i Allâh'a bağla! Ayrıca âriflerden olmak istersen; sükûtun fikir, bakışın ibret ve dileğin tâat olsun. Zîra bu üç haslet, âriflerin alâmetidir.
Oğlum! Kul borcundan son derece sakın! Bir kuruş borç yüzünden, kabul olmuş pek çok ibâdetin sevabı gider. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, borçlu olarak ölenlerin namazını kılmazdı. Bundan maksadı, zengini merhamete getirip alacağını bağışlatmaktı. Mümin, borç yaparken fuzûlî yere borca girmez. Lâkin zarûreten borçlanırsa ve ödemek niyetiyle alırsa, Allâh Teâlâ ona yardımcı olur. Hattâ ödemenin gayreti içinde olup da borcunu ödeyemeden ölürse, kıyamette de Allâh yardımcısı olur.
Belâya da şükretmek lâzımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka belâ yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allâh, senin iyiliğini, senden daha iyi bilir. Şer zannettiğin çok şey vardır ki senin için hayırdır. Hayır zannettiğin çok şey vardır ki senin için şerdir. En selâmet yol, ilâhî takdîre râzı olman, her hâle şükür diyebilmendir.
Oğlum! Son derece dikkat edeceğin bir cihet varsa, o da kimler ile düşüp kalktığındır. Şunu iyi bil ki bir sepet sağlam elma, içindeki bir çürük elmayı sağlama çıkartamaz. Fakat bir çürük elma, hepsini çürütür. Bunun için dâima sâlihlerle düşüp kalk!
İyi arkadaş da, gül yağı satana benzer, ya satın alırsın, ya o sana biraz sürer veya hiç olmazsa yanında bulunduğun müddetçe güzel koku taşırsın. Kişi sevdikleri ile beraberdir. Dünyada kimi sever ve kim ile düşüp kalkarsan kıyamette onunla haşrolunursun. O hâlde ilmi ile amel eden âlimlerin ve sâlihlerin sohbetine devam et!
Oğlum! Hayatta her şey Allâh'ın taksîmi iledir. Allâh; kimini zengin, kimini yoksul, kimini sağlam, kimini sakat, kimini âlim ve kimini câhil kılmıştır. Dünyanın düzeni ancak böyle sağlanır. Kendinden düşük kimseleri gördüğün vakit, böbürlenip onları hakîr görme! Sen onların yerinde, onlar da senin yerinde olabilirdi. İşte bunu düşünerek yoksullar ile arkadaş ol! Onlara karşı dâima alçak gönüllü olmaya çalış! İnsanlık ve İslâmlık vakârını koru! Saadet ancak böyle elde edilir. Dünya ve âhirette huzur istersen, kimseyi incitme! Senden gencini gördüğün vakit; "Bunun günahı benden az", senden yaşlısını gördüğün vakit; "Bunun sevabı benden çok, bilmediğim tarafları ile benden daha fazîletlidir" düşüncesi ile onlara bak! Bir âlim gördüğünde; "Bunun ilmi var, kendisini kurtarır", senden câhilini gördüğünde; "Bu bilmez, Allâh onu bağışlar", diye düşün! Hattâ bir kâfir gördüğün vakit, son nefes belli olmadığından; "Allâh Teâlâ buna hidâyet nasip ederse, bütün günahları bağışlanmış ve tertemiz olarak ilâhî huzûra çıkabilir. Acaba benim son nefesim ne olur?" diye âkıbetini düşün! Kendini ne kadar tanır ve ne kadar düşük görürsen, Allâh katında o nisbette mevkî kazanırsın.
Oğlum! Elinden geldiği kadar din kardeşlerinin ihtiyaçlarını karşıla! Zîrâ Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Kim mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allâh Teâlâ da onun bir ihtiyacını giderir." (Buhârî, Mezâlim, 3)
Diğer bir hadîs-i şerîfte Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
"Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allâh Teâlâ da dünya ve âhirette onun ayıbını örter." (Müslim, Birr, 72)
Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermâyem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermâye, o kadar kıymetlidir ki, verilen her nefes, artık hiçbir şekilde ele geçmez. Nefesler sayılıdır ve azalmaktadır. O hâlde, nefeslerini iyi değerlendir ve bu fânî dünyâya yarın ölecekmiş gibi nazar et. Bütün azâlarını haramdan koru ve takvâya sarıl.
Allâh'ım! Ömrümüzü saadetle sona erdir. Rızâ-yı ilâhiyyene ve Cemâlullâha nâiliyet nasîb eyle! Sabah-akşam bizi âfiyetten ayırma! Takvâyı bize azık kıl, tevekkül ve güvenimizi sana yönelt! Bizi hak yolda sâbit kıl! İbâdete lâyık ancak Sen'sin. Sen'i noksan sıfatlardan tenzîh ederim. Sana lâyıkıyla kulluk edemediğim için zâlimlerden oldum.
Hamd, âlemlerin Rabbi Allâhu Teâlâ'ya; salât ü selâm, Fahr-i Cihân Efendimiz Muhammed Mustafâ'ya olsun!
Devamı için Tıklayın..
Labels:
Hikmetli Sözler
2/21/2009
Mahmut Efendi Hazretlerinden..
Mahmut Efendi Hazretlerinden - Kadınlar Tesettüre Dikkat Etmezse!
Bir tarihte kadınlar benim
yanıma geldiler. İçlerinden
biri dedi ki:
"Hoca Efendi burada bîr
kadın var, kocası onu hiç kimseden
gizlemiyor " dedim kî:
"Allah bu kadının kocasına
horoz kadar kıskançlık
versin!"
Horoz kendi arkadaşı
olan tavuğun yanına başka horozları
yaklaştırmaz, bunun horoz
kadar aklı yok yahu! Ailen
gizlensin ne istiyorsun, millet
onu görürse sana ne fayda var?
Sen bir erkek olarak onu gizlemekle
memursun. Kimseye
göstermemekle memursun
sen. Haberin var mı bu işten?
Bunlar sadece evlenmeyi bilir;
evlenmeyi kedi de biliyor. Kediler
gece gündüz birbirlerinin
peşine gider. Onlar kedi, siz kedi
olmayın.
Peki, biz kedi miyiz arkadaşlar?
Biz kedi değiliz, biz İnsanız!
İnsan, eşref–i mahlûktur,
ahsen–i mahlûktur; en güzel
mahlûktur, en güzel biçimde
yaratılmıştır.
Sen aileni nasıl açarsın,
ailenden çarşafı nasıl çıkarttırırsın?
Bu ne büyük zulümdür
arkadaşlar! Böyle kocayla yaşamanın
Cehennemde yaşamaktan
pek bir farkı yoktur.
Çünkü bu adam kendisi ile birlikte
ailesini de cehenneme
doğru sürüklüyor. Horoz kadar
kıskançlığı yok, aklı da yok. Allah
ona akıl verdi amma aklını
çürüttü, dünya sevgisi onun
aklını şaşırttı.
Dünyayı sevmek insanı
sarhoş eder. Sarhoş akılsız demektir.
Ne ayet anlar, ne hadis
anlar, ne dosdoğru yol anlar,
hiç bir şey anlamaz.
Bu şikâyetler geliyor bana.
Bazı hanımlardan da
şikâyet geliyor kocalarına yaramazlık
ediyorlar.
Evvelce bir umre ziyaretinde
Hatice Validemizi Mekke–
i Mükerreme'de ziyaret ettik.
"Bazı hanımlar kocalarına
itaat etmiyorlar, az itaat ediyorlar"
buyurdu.
Daha sonraki bir ziyaretimizde
de; buyurdu ki: "Çarşafı
belinden kesenlerle harp
edin." Yani onlarla mücadele
edin, onları yola alın demek istedi.
Her ziyaretimizde bir şeyler
buyuruyor.
Aman dikkat edelim arkadaşlar
o büyükler bizi bekliyor.
Onlar bizim anamızdır.
* * *
Çok acayip bir zamanda
yaşıyoruz. Tabiri caizse sapla
samanın birbirine karıştığı bir
zamandayız. Nice insanları görüyoruz,
duyuyoruz Kur'ân'a
yaklaşmıyor, Kur'ân'dan çok
uzak duruyorlar. Bu ne akıldır?
Bir insanın evinin içinde hazine
olsa ve bu hazineye kayıtsız
kalsa ne olur? O insan hazineyi
dışarıda arasa onun durumu
neyse, Kur'an'dan uzak duranında
durumu odur.
Ya Rabbi! Bizi Kur'ân'ı
sevenlerden, ona tazim edenlerden
eyle! Bizi dünyada ve
ahirette ondan ayırma!
Onun hürmetine güneş
doğuyor, yağmurlar yağıyor.
Mevlâ bu kadar nimeti
yaratıyor. Kendisi için değil, kimin
için, kulları için… Arazî,
toprak, dağ taş yaratıyor. Kimin
için bizim için… Ne kadar büyük
Allah!
* * *
Birileri, bunlar hocalar
olabilir, akıl sahibi müminler
olabilir, bunlar tecrübe sahibi
büyüklerimiz olabilir, bize hakkı
söyledikleri vakitte ondan
dolayı kızmayalım, bilâkis teşekkür
edelim. İyi ya, o suçtan
kurtardı seni, şöyle düşünün o
zatın ikaz ve uyarısı olmasaydı
suça devam edecektin. İllâ
emr–i bi'l–ma'rûf, nehy–i
ani'l–münker yapalım. Dikkat
edelim, unutmayalım. Bir daha
bugünü bulamayabiliriz.
Nefis der ki, bu soğuk havada,
karlı havada camiye nasıl
gideceksin? Hatm–i Hâce'ye
nasıl gideceksin? Her türlü
vesveseyi verir. Hiç, utanmak
bilmez. Kalın kafalının birisidir.
Efendi babam kuddise
sirruhû onun için "yeryüzündekilerin
en cahili" derdi.
Sen onu dinlemedin camiye
geldin. Elhamdülillâh,
bunları Mevlâ görüyor. Dünyada,
âhirette bizi bu yoldan ayırma,
bizi dostlarından ayırma.
Unutmayın ölmekle beraber
hısımlık, akrabalık bitmiş
oluyor. Ondan sonra hısımlık,
akrabalık, tarikat, şeriat, hakikâtle
oluyor.
Devamı için Tıklayın..
Bir tarihte kadınlar benim
yanıma geldiler. İçlerinden
biri dedi ki:
"Hoca Efendi burada bîr
kadın var, kocası onu hiç kimseden
gizlemiyor " dedim kî:
"Allah bu kadının kocasına
horoz kadar kıskançlık
versin!"
Horoz kendi arkadaşı
olan tavuğun yanına başka horozları
yaklaştırmaz, bunun horoz
kadar aklı yok yahu! Ailen
gizlensin ne istiyorsun, millet
onu görürse sana ne fayda var?
Sen bir erkek olarak onu gizlemekle
memursun. Kimseye
göstermemekle memursun
sen. Haberin var mı bu işten?
Bunlar sadece evlenmeyi bilir;
evlenmeyi kedi de biliyor. Kediler
gece gündüz birbirlerinin
peşine gider. Onlar kedi, siz kedi
olmayın.
Peki, biz kedi miyiz arkadaşlar?
Biz kedi değiliz, biz İnsanız!
İnsan, eşref–i mahlûktur,
ahsen–i mahlûktur; en güzel
mahlûktur, en güzel biçimde
yaratılmıştır.
Sen aileni nasıl açarsın,
ailenden çarşafı nasıl çıkarttırırsın?
Bu ne büyük zulümdür
arkadaşlar! Böyle kocayla yaşamanın
Cehennemde yaşamaktan
pek bir farkı yoktur.
Çünkü bu adam kendisi ile birlikte
ailesini de cehenneme
doğru sürüklüyor. Horoz kadar
kıskançlığı yok, aklı da yok. Allah
ona akıl verdi amma aklını
çürüttü, dünya sevgisi onun
aklını şaşırttı.
Dünyayı sevmek insanı
sarhoş eder. Sarhoş akılsız demektir.
Ne ayet anlar, ne hadis
anlar, ne dosdoğru yol anlar,
hiç bir şey anlamaz.
Bu şikâyetler geliyor bana.
Bazı hanımlardan da
şikâyet geliyor kocalarına yaramazlık
ediyorlar.
Evvelce bir umre ziyaretinde
Hatice Validemizi Mekke–
i Mükerreme'de ziyaret ettik.
"Bazı hanımlar kocalarına
itaat etmiyorlar, az itaat ediyorlar"
buyurdu.
Daha sonraki bir ziyaretimizde
de; buyurdu ki: "Çarşafı
belinden kesenlerle harp
edin." Yani onlarla mücadele
edin, onları yola alın demek istedi.
Her ziyaretimizde bir şeyler
buyuruyor.
Aman dikkat edelim arkadaşlar
o büyükler bizi bekliyor.
Onlar bizim anamızdır.
* * *
Çok acayip bir zamanda
yaşıyoruz. Tabiri caizse sapla
samanın birbirine karıştığı bir
zamandayız. Nice insanları görüyoruz,
duyuyoruz Kur'ân'a
yaklaşmıyor, Kur'ân'dan çok
uzak duruyorlar. Bu ne akıldır?
Bir insanın evinin içinde hazine
olsa ve bu hazineye kayıtsız
kalsa ne olur? O insan hazineyi
dışarıda arasa onun durumu
neyse, Kur'an'dan uzak duranında
durumu odur.
Ya Rabbi! Bizi Kur'ân'ı
sevenlerden, ona tazim edenlerden
eyle! Bizi dünyada ve
ahirette ondan ayırma!
Onun hürmetine güneş
doğuyor, yağmurlar yağıyor.
Mevlâ bu kadar nimeti
yaratıyor. Kendisi için değil, kimin
için, kulları için… Arazî,
toprak, dağ taş yaratıyor. Kimin
için bizim için… Ne kadar büyük
Allah!
* * *
Birileri, bunlar hocalar
olabilir, akıl sahibi müminler
olabilir, bunlar tecrübe sahibi
büyüklerimiz olabilir, bize hakkı
söyledikleri vakitte ondan
dolayı kızmayalım, bilâkis teşekkür
edelim. İyi ya, o suçtan
kurtardı seni, şöyle düşünün o
zatın ikaz ve uyarısı olmasaydı
suça devam edecektin. İllâ
emr–i bi'l–ma'rûf, nehy–i
ani'l–münker yapalım. Dikkat
edelim, unutmayalım. Bir daha
bugünü bulamayabiliriz.
Nefis der ki, bu soğuk havada,
karlı havada camiye nasıl
gideceksin? Hatm–i Hâce'ye
nasıl gideceksin? Her türlü
vesveseyi verir. Hiç, utanmak
bilmez. Kalın kafalının birisidir.
Efendi babam kuddise
sirruhû onun için "yeryüzündekilerin
en cahili" derdi.
Sen onu dinlemedin camiye
geldin. Elhamdülillâh,
bunları Mevlâ görüyor. Dünyada,
âhirette bizi bu yoldan ayırma,
bizi dostlarından ayırma.
Unutmayın ölmekle beraber
hısımlık, akrabalık bitmiş
oluyor. Ondan sonra hısımlık,
akrabalık, tarikat, şeriat, hakikâtle
oluyor.
Devamı için Tıklayın..
Labels:
İslamda Aile Kavramı
Subscribe to:
Posts (Atom)
